İnsan yaşamının her döneminde ZAMAN’a karşı mücadele veriyor. Çocukluk ta çabuk büyümek, ergenlikte bir an önce cinselliği görmek, okul çağını da bazen hızlı bazen de yavaş tüketmek, iş hayatında çabukluk, orta yaşlılığında da uzamasını, olgunluk dönemi ve yaşlılığında ise zamanın yavaşlamasını, hatta durmasını istiyor. Genelde insanoğlunun icadı olan zaman kavramının acımasızlığı erkeklere göre kadınları çok farklı etkiliyor ve de tepkileri de ömür boyu bitmek bilmiyor.
ERKEK orta yaş döneminin sonlarına doğru zamanın zulmüne boyun eğiyor ve kabullenmekten başka çare olmadığını anlıyor. Beden ve kafa yapısında ki değişiklik, gençlik ateşi ve hızının azalması ile de artık kaybedecek bir şeyi olmadığını görmeyi başaramayanlarda dengeleri bozulanlar oluyor. Farklı biçimlerde zamanla savaşıyor. Saçını – başını boyasa da, “SÜPERİM“ dese de, gençliğine dönmek için çırpınsa da sonunda “ Her yaşın bir güzelliği var, boş ver” diyebiliyor. Erkek, kalan ömür sürecinde zalim zaman ile daha iyi geçinmeye bakıyor. Mücadele süresi ve şiddeti kişiye göre farklı olabiliyor.
KADIN çocukluk ve genç kızlık döneminde fiziksel yapısının farklılığı, düşünce yapısını etkiliyor. Zaman ölçüsü dışında yaşamak, kendini kandırmak veya dikkatini sevdiği işlere vermek, kendi dünyasında yaşamak isteyişi, kadını farklılaştırıyor. Yaşamı boyunca zamanı, kazanacaklarını kaybetmesine neden olan, bir rakip gibi görüyor. Kendini, kendine ve özellikle çevresine beğendirmesini engelleyen bu zalim ile yaşam boyu bitmeyecek olan savaşı başlatıyor.
Zamanın tüm varlıklara doğa yasası gereği uyguladığı yıpranma nedeni ile bedensel değişim ve bilhassa görsel güzelliğinin yavaş yavaş kayboluşu kadını hırçınlaştırıyor. Kendini beğenmemeye başlıyor. Yaşamı boyu kendini beğenme ve beğendirme çabası içinde olan kadının, kendisi – yaşamı ve zaman ile savaşı devam ediyor. Kaybettiklerini geri getirebilme yollarını arıyor, buluyor ve imkânları nispetinde uyguluyor. Uygulananlar geçici bir sükûnet ve memnunluk getiriyor. Zaman da durmuyor, zulmüne devam ediyor. Kadın bu savaş içersinde bir türlü kendini kabullenemiyor ve kendi olamıyor.
Çoğu erkekte olduğu gibi “Adam sende, beğenecek olan beni böyle beğensin“ diyemiyor. Hiçbir zaman umursamazlık edemiyor.
ZAMAN erkekte ki şiddeti, sertliği ve sivri uçları yumuşatıyor, törpülüyor olsa da
“ Zaman, her şeye ilaç gibi gelir “ deyiminin geçerli olmadığı görülüyor.
İnsan yaşamı boyu biriktirdiklerini “ lüzumlu – lüzumsuz, gerekli, gereksiz bir bir, tekrar tekrar “ yaşıyor ve yaşatıyor. Doğa yasalarının gereği değişiklikler, zamanla insanı duyarlı ve olgun kişi yapıyorsa da her kadında ve erkekte bu görülemiyor. Bedensel değişim nedeni ile dış dünyadan uzaklaşıyor.
Yaratıcı ve yapıcı güçlerini kayıp edenler huysuzlaşıyor çok konuşuyor ve hırçınlaşabiliyor. Kaçınılamaz bir olgu olan yaşamımın zamanla getirdiklerini kabullenebilenler, her dönemde ve bilhassa yaşlılıklarında da kalan sürede hem kendilerine ve hem de çevrelerine huzur verebiliyor diye düşünüyorum.
ZAMAN, yaşlandıkça anılarda yaşanmış güzellikleri almaya devam ediyor. Bellekte
acı olanları bırakıyor. Genci de yaşlısı da akıllısı, deli dolusu da zamanın esiri oluyor.
İnsan zamanı yakalamak istese de kaçırıyor.
Zamanla savaşmak yerine yaşadığı süreçlerde zamanın değerini anlayanlar,zaman ile dost olarak huzur ile yaşamlarına devam ediyor diye düşünüyorum.
